Ambalaj sektörünün beklentisi:
Tüketici için “ürün” -onu saran, koruyan, sunan, ikna eden, bilgilendiren, rakiplerinden ayıran- ambalajdır. Ürün için ambalaj tasarımdır. Ambalaj için tasarım değerdir.
Ürünün, üreticiden tüketiciye ulaşmasında bu süreci finalize eden bir sektör olarak ambalaj, grafik tasarım ürünleri içerisinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Serbest piyasa ekonomisiyle rekabet ortamı, ulusal ve uluslararası pazarda -tüketici yararına olmak koşuluyla- eskisinden daha çok üreticiyi zorlayacak duruma gelmiştir. Bu süreçte ambalaj, işlevsel ve estetik olmanın yanında teknik zorunluluklar barındıran bir sektör olma yolunda ilerlemektedir. Tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte ürünün ambalajı, reklamveren, ambalaj üreticisi ve ambalaj tasarımcısı üçlüsünün birlikte uyum içerisinde çalışmasıyla oluşur. Bu sac ayağının çökmemesi için ekibin tüm üyelerinin alanında uzman olması gerekmektedir. Artık modern üretici ambalajın yalnızca ürünü taşıma, istifleme ve rafta koruma gibi fonksiyonel zorunlulukların dışında istikrarlı, doğru, estetik tasarlanmış bir ambalaj olmadan satılamayacağını bilmektedir. Bu bağlamda ambalaj sanayinin, üreticinin hatta tüketicinin ambalaj tasarımcılarından beklentisi yüksektir. Tabi tasarımcıların da grafik tasarım eğitimi aldıkları kurumlardan.
Üniversitelerin grafik tasarım bölümlerine ve üreticilere büyük görev düşüyor:
Grafik tasarımın alt dalları arasında ambalaj tasarımı, tasarım ihtiyacı ve üretimi açısından kurumsal kimlik, basın yayın tasarımı gibi dallara nazaran oldukça farklılık gösterir. Elbette ki diğer grafik ürünler gibi ikna etmeli, tanıtmalı, duyurmalıdır. Ancak tasarımın bu alanında tasarımcı her zamankinden daha fazla üç boyutlu düşünmeli form ile fonksiyonun ilişkisini sorgulamalıdır. Grafik tasarımın diğer alt dallarında iki boyutlu düzlemde renk, doku, şekil, açıklık, koyuluk vb. değerlerle üç boyutlu illüzyon yaratmaya görsel hiyerarşiyi bu yolla oluşturmaya çalışırken ambalaj tasarımında tüm bu sanal üç boyutun yanında bizzat fiziksel olarak form ile fonksiyonelliği düşünmek zorundadır. Bu da zorlayıcı bir tasarım problematiğidir. Hacim ve kütle ile düşünmek, ortaya çıkan formun onu saran arayüzü ile eşleşmesini dengelemek bir tasarımcı için kabus olabilir. Sonlanan tasarımın teknik üretim sürecine doğru hazırlanmasındaki aşamaların bağlayıcılığı, tasarımcıyı yıldırabilir. Ambalaj sıcak satış olduğu için geribildirim, tasarımın diğer dallarına oranla hızlı olur. Tasarımın başarısı ya da başarısızlığı kesin ölçülebilir bir süreçle üreticiye geri döner. Gelinen her noktada sorumluluk hep tasarımcıya yüklenir. Elbetteki bu zorluklar zamanla, tecrübeyle aşılabilir. Ancak bu deneme-yanılma sürecindeki yıpranan tasarımcılar, harcanan kaynaklar, kaybedilen zaman, yitirilen değerler olarak bizi ekonomik ve psikolojik erozyona uğratır. Oysa üretim-tüketim zincirindeki tüm bu gecikme “doğru eğitim” ile aşılabilir. Tabi ki şu önemli gerçeği herkesin dikkate alıp buna göre beklentilerini oluşturması lazımdır. Bu da piyasa koşullarının, “gerçek anlamda” ancak piyasada öğrenilebileceğidir. Bizler eğitimciler olarak üniversite koşullarımızda bir takım teknik zorunlulukları göz ardı etmek zorunda kalarak örnek projeler ile öğrencinin gerçek hayatta karşısına çıkacağı sorunları simule etmeye çalışıyoruz. Çoğu zaman “mış” gibi yapıyoruz. Bu nedenle grafik tasarım bölümleri olarak öncelikleri her zaman “tasarım”a veriyoruz. Öğrencilerimizin tasarım güçlerini geliştirmeleri adına teknik bilgileri neredeyse en son ve daraltılmış bir seviyede aktarıyoruz. Tasarım eğitimi kurumu olarak hiçbir zaman bir tasarımcı adayına olmayan bir müşterinin talebini, olmayan bir baskı makinesinin gerekliliklerini, olmayan bir zamanlamayı profesyonel hayatın koşullarındaki gibi asla yaşatamayız. Bizim tasarım eğitimcileri olarak öğrencilerimizin öngörüleri, tasarımın ufuklarına yapacakları keşifleri, entelektüel birikimleri, tasarım felsefesi üzerine düşünceleri gibi tasarımcı misyonuna dair donanımları olmasına çalışmalıyız. Ancak bu sayede “yaratıcı” misyonunu/vizyonunu üstlenmiş sağduyulu tasarımcılar yetiştirebiliriz.
Teori ile pratiğin sorunsuz uyumu için grafik tasarım eğitimi veren kurumlar, profesyonel iş hayatıyla çok yönlü bir işbirliği içinde olmalıdır. Bu işbirliği, karşılıklı görüşme, tartışma ve çözüm önerileri getirmeden öteye, bir dayanışma ve yardımlaşma olgusu yaratabilmelidir. Reklam ajansları, tasarım üreticileri eğitim kurumlarını kendileri için iyi yetiştirilmiş, nitelikli piyasa elemanı üreten fabrikalar olarak görmemelidirler. Bu kurumların sorunlarına sahip çıkarlarsa, kendileri için yararlı olacak tasarımcının niteliğinin o ölçüde artacağını unutmamalıdırlar. Eğitim kurumlarına devletin katkısı ortadadır. Bunun yeterli olmadığı da bir gerçektir. Grafik eğitimi için iyi bir alt yapının gerekliliği herkesçe bilinmektedir. Bu alt yapıyı oluşturmada özel sektörün üzerine düşeni yapması gerektiği gibi tasarım okullarının da yetkin akademisyen yetiştirmesi gerekmektedir. Icograda’nın(Uluslararası Grafik Tasarımcıları Meslek Kuruluşları Konseyi) internet sitesinde tüm dünyadan üyeleri arasında yaptığı ankette oldukça ilginç sonuçlar çıkmıştır. (http://www.icograda.org/web/opinion/) Bu ankete göre tasarım eğitimi verecek kişinin tasarımcı olması, (hali hazırda tasarım yapıyor olması) oybirliğiyle “..şarttır.” denmiştir. Yine ankete göre bu kişinin eğitimci olabilmesi için profesyonel olarak en az 4 yıl sektörde çalışmış olması gerekmektedir sonucu çıkmış. (Anket ile ilgili detaylı bilgileri aşağıdaki şemadan öğrenebilirsiniz.) Oysa ülkemizdeki grafik okullarında ambalaj derslerine giren/girmiş İlhan Bilge, Hasip Pektaş, Tevfik Fikret Uçar gibi tasarımcı akademisyenlerimizin dışındaki eğitimcilerimizin ambalaj sektörüne katkısı pek az olmuştur. İsimlerini verdiğim bu değerli akademisyenleri zaten başarılı akademik ve tasarım faaliyetlerinden dolayı bu sektöre tasarım hizmeti veren herkes tanıyor. Peki ya bu hocalarımızın eğitmenlik yaptığı kurumlar dışında kalanlar. Grafik okullarında ambalaj tasarım derslerine giren akademisyenler konularında yetkinler midir? Ambalaj tasarlamışlar mıdır? Hatta grafik eğitimi almışlar mıdır? diye dahi sorabiliriz. Yetersiz altyapıya rağmen iyi eğitim vermeye çalışan akademisyenlerimizin öğrencileri ile yeterli seviyede akademisyenleri ve alt yapıları bulunmayan kurumların öğrencileri arasında ne yazık ki haksız rekabet doğmaktadır.
Öğrenci adına bir diğer sorunda gelecekte çalışacağı ortamdır. Reklam sektörüne oranla ambalaj sektörünün çalışma koşullarının cazip olmaması tasarımcı adayının tercihlerini etkilemektedir. Şehrin merkezinde bir ajansta çalışmak, şehrin dışında bir ambalaj üreticisinde çalışmaktan çok daha cazip gelmektedir. Reklam sektörünün dinamikliği, tasarımcılarının egosunu daha fazla okşuyor olması, çalışma koşullarının esnekliği, teknik kolaylıklar, ücretler bu alanları daha cazip kılıyor. Bu durumda ambalaj sanayinin yapması gereken; ambalaj tasarım evlerinin oluşumuna destek vermek ya da üniversiteler ile ortak projeler yaparak okul sıralarında tasarımcı adayları bu sektöre ısındırmak olmalıdır. Mesleğin tekniğine yönelik detayların, bilgilerin öğrenilmesi tasarımın teoriden pratiğe geçerek ürün ve ambalaj üreticilerinin ve üniversiteler ile yapacakları ortak projelerle tasarımcı adaylarına örnek teşkil etmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Yetişmiş insan ihtiyacının endüstrileşmenin gerekliliği olduğunu bilmek yetmiyor bunun için çabada göstermek gerekiyor.
Sadece üniversite eğitimi yetmez kişinin kendini yetiştirmek için boş zaman yaratması da yetmez. Tasarımcının aşması gereken teknik zorunlulukları ileride çalışacağı kurumun şartlarına göre “kurum içi eğitim” vasfıyla, kurumlarında vermesi de gerekir. Nasıl bankalar aldıkları iktisatçıları periyodik eğitimlere tabi tutuyorlarsa ambalaj üreticilerinin yada ajanslarının çalıştırdıkları tasarımcıları bu tür periyodik eğitime tabi tutmaları ve öğrenmenin devamlılığı sorumluluğunu paylaşmaları gerekmektedir. Bunu bir eksikliği kapatma gibi değil çağın ve kurumun ihtiyaçlarına göre tasarımcıyı yeniden yapılandırma olarak düşündürmelidirler. Özel sektörün yapması gereken bir diğer konuda burslarla, kuralına uygun etik yarışmalarla, sponsorluklarla tasarım eğitimine ve tasarım dünyasının gelişimine katkıda bulunmak olmalıdır.
Yurt dışında ambalaj tasarım eğitiminin geldiği nokta.
Yurt dışına baktığımızda Michigan Eyalet Üniversitesi gibi üniversitelerin artık ambalaj okulları açtıklarını bu alanı ayrı bir eğitim kurumu olarak konumlandırdıklarını görüyoruz. Ve bu kurumlarında politikalarını sanayi ile el ele tasarımcı adayının, tasarımcının ve tasarımın faydasına göre oluşturduklarını görüyoruz. Bu kurumlarda akademisyenler profesör olmak için değil tasarım için tasarımcı adaylarının yararına oradalar. Bu kurumlara destek veren kuruluşlar ucuza çok çalışan eleman için değil sektörün iyi tasarımcı ile gelişimi için yani tüketicinin yararına ordalar. Bu tür örnek teşkil edecek kurumları tespit edip iyi analiz etmeli, Türkiye’nin koşullarına göre doğruları yeniden belirlemeliyiz. Bu sayede her anlamda uluslar arası pazarda rekabet edebiliriz. ( Üniversitenin sitesi: www.msu.edu Okulun sitesi: http://www.universalpackage.msu.edu )
Yazımı sayın Prof. Hasip Pektaş hocamın sözleriyle bitirmek istiyorum.
“Her meslekte olduğu gibi, grafik tasarımcının da başarısı, kendini iyi yetiştirmesine, yaptığı işi sevmesine bağlıdır. Tasarımcı, gelişimini, ilerlemesini sağlayan kaynakları kurutmamalıdır. Üzerinde yaşanılan dünya, estetik değerlere sahip, yaratıcı, sorun çözücü tasarımcıların katkılarıyla daha güzel görselliklere sahip, daha yaşanılır olacaktır. Bu konuda herkese görev düşmektedir.”
Grafik Tasarımcı, Ömer DURMAZ - www.omerdurmaz.com
Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Bölümü, Öğretim Görevlisi