Makale

Türkiye Ambalaj Sektöründe Nerede?

Omer Durmaz tarafından 31 Temmuz, 2006 - 15:50 tarihinde gönderildi.

Türkiye’ de 2000 yılı toplam ambalaj tüketiminin yüzde 37’sini esnek (flexible) ambalaj, folyolar, kağıt, karton ve oluklu mukavva ambalajlar, yüzde 22’sini metal ambalajlar, yüzde 20’sini plastik ambalajlar, yüzde 8’ini cam ambalajlar ve yüzde 13’ünü ahşap ambalajlar oluşturuyor. 2000 yılı kişi başına yıllık ambalaj tüketim miktarı ortalama olarak plastik ambalaj için 10 kg/yıl, metal ambalaj için 3 kg/yıl, karton ambalaj için 3,5 kg/yıl, kağıt ambalaj için 1,6 kg/yıl,esnek (flexible) ambalaj için 1,4 kg/yıl, cam ambalaj için 4 kg/yıl,ahşap ambalaj için 6,5 kg/yıl olarak gerçekleşti. Türkiye ambalaj sektörü 2000 yılı toplam üretiminin fiziksel büyüklüğü 2,5 milyon ton, parasal büyüklüğü ise 3 milyar dolar olarak belirlendi.

Türkiye’de 200 Teneke Ambalaj Üreticisi Var
Ambalajın 4 büyük grubu; plastik, teneke, cam ve kağıt şu anda sektörlere göre yüzde 18 ile yüzde 35 arasında değişen paylar alıyor. Teneke ambalajın ortalama payı yüzde 22 olarak hesaplanıyor. Bu da takriben 1,3 milyar dolarlık bir değer oluşturuyor. Yüzde 90,8 yüzde ile kağıt ambalaj sektörü iyi durumda.

Oluklu mukavva kutular ise genellikle dış ambalaj olarak kullanıldığından üretim miktarı fazla olmasına rağmen kapasite kullanım oranı düşük. 2000 yılında metal ambalajda toplam 360.000 ton üretim gerçekleşti. Teneke ambalaj sektörü tüm ambalaj potansiyeli içinde yüzde 25’i aşan bir orana sahip. Çevreci, sağlıklı özellikleri, taşıma, depolama kolaylıkları, özellikle raf ömrü uzunluğundaki performansı ile birçok gıda ve ihtiyaç maddelerinde, tekstil ve endüstriyel ürünlerinde pazar payını artırmaya devam edeceği öngörülüyor. Türkiye’de teneke ve diğer çelik malzemelerden ambalaj üreten, çoğu küçük ve orta ölçekli olmak üzere yaklaşık 200 teneke ambalaj üreticisi bulunuyor.

500.000 tonluk işleme kapasitesine sahip olan Türkiye’de metal ambalaj sektörü, yüzde 70’lik kapasite kullanım oranı ile 360.000 ton üretim gerçekleştirdi. Türkiye’de 300.000 tona yaklaşan teneke ambalaj üretiliyor. Ereğli Demir Çelik, yılda 400.000 ton kuruluş kapasitesi ile Türkiye’de 300.000 ton teneke üretebiliyor. Süper marketçiliğin yayılması, cam kavanoz ve içecek şişelerindeki talebe ve gelişime paralel olarak, teneke kutu ve kapak üreticilerinin pazar payları da yükseliyor.

Kaynak: www.ambalaj.org.tr

Kişi Başına Ambalaj Tüketiminde AB ve Türkiye

Omer Durmaz tarafından 31 Temmuz, 2006 - 15:48 tarihinde gönderildi.

3.5 milyon tonluk pazar hacmine sahip ambalaj pazarında 60.000 kişi istihdam ediliyor. Kişi başına ambalaj tüketimi AB’de 170, Türkiye’de 50 dolar. Sektörün ihracat tutarı 2004 sonunda 1.1 milyar dolar civarında.
Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) Genel Sekreteri Doğan Erberk’in verdiği bilgiye göre; Türkiye’de ambalaj malzemeleri temel olarak kağıt/karton, plastik, cam, metal ve ahşap ağırlıklı olmak üzere 5 ana gruba ayrılıyor. Ancak içindeki ürüne fiziksel ve kimyasal açıdan uygun yapılarda düzenleme yapılması zarureti ana malzemelerin yeni teknolojilerle işlenerek farklı kullanımlarını ortaya çıkarmakta. Daha doğru bir ifade ile malzemelerde koruyuculuk ve raf ömrü açısından fleksibilite sağlanıyor.

Ana malzemeler doğrudan kullanıldığı gibi kendi aralarında ya da birbirileri ile bağlanmak, bir ya da iki yüzeyine kaplama yapılmak suretiyle fleksibıl ambalaj olarak kullanıma sunulmakta.

Ambalaj sektörü değişik malzeme grupları ve değişik süreçleri (prosesler) içermekle beraber temelde hitap ettiği alıcılar ve nihai kullanıcıları açısından değerlendirildiğinde bu farklılıklara karşın işlevsel özellikleri nedeni ile bir bütünlük gösterebilmekte.

-Ambalaj, gelişmiş toplumlarda refah göstergesi
Ambalaj, ASD’nin de üyesi olduğu Dünya Ambalaj Örgütü (WPO) tarafından sanayi olarak gelişmiş toplumlarda bir refah göstergesi olarak belirtiliyor. Ambalajlı ürün sayısı ve miktarının artışı o ülkedeki sınai üretimde niteliksel ve niceliksel bir artışa da işaret etmekte. WPO’nun verilerine göre AB ülkeleri ortalamasında kişi başına 170 dolar olan ambalaj tüketimi, Kuzey Amerika ve Kanada’da 250 dolar, Japonya’da 350 dolar olan ambalaj tüketimi ülkemizde halen kişi başına 50 dolar mertebelerinde hesaplanmakta.

ASD Genel Sekreteri Doğan Erberk’in sektörle ilgili değerlendirmeleri şöyle: “Ambalaj’ın temel konuları Türkiye imalat sanayinin temel konularından farklı değil. Ancak güncel olarak gelişme gösteren ve üzerinde bir süre daha yoğun çalışma gösterilmesi gereken temel konular; Ambalaj Atıklarının Yönetimi, Gıda ambalajı üreticilerinin hijyen koşullarına uyum sağlaması, edilgen tasarımlardan aktif ve özgün tasarımlara geçilerek gerek iç piyasada gerekse de küresel piyasalarda daha sağlam ayaklar tutulması, bu bağlamda akademik ve işletmeler düzeylerde araştırma geliştirmeler yapılması, sektöre özel eğitim olanaklarının muhtelif eğitim seviyelerinde oluşturulması ve mesleki örgütlenmeler ile küresel piyasalardaki dayanışmanın sağlanması, güç birliklerinin tesisi.

-Yoğunlukla vasıflı işgücü çalıştırılıyor
Göreceli olarak gelişmiş bir üretim teknolojisi gerektiren ambalaj sektöründe yoğunlukla vasıflı işgücü çalıştırılmakta. Sektörde mesleki örgütlenme Ticaret ve Sanayi Odalarının prosese bağlı grupları arasında yer almakta temel olarak da temsil edilememektedir. Halen bir federasyon gibi çalışmakta olan ve bütün ambalaj dallarını şemsiyesi altına alan 180 üyeli Ambalaj Sanayicileri Derneğimizin yanında ürünün hammaddesine göre sınıflandırılmış başka dernekler de faaliyet göstermekte.

Genel Pazar Büyüklüğü: 3,5 Milyar US Dolar (2004 yılı sonuçlarının yüzde 15-20 büyümesi mümkün)
Genel Pazar Hacmi: 3,5 Milyon Ton
İhracat Tutarı: 1,1 Milyar US Dolar (2004)
İthalat: (hammadde dahil) 0,3 Milyar Dolar
Sektördeki firma sayısı: 2.500 firma (Derneğimizce adresleri belirlenerek bir kataloga toplanabilmiş)
Çalışan kişi sayısı: 55.000 – 60.000 kişi civarında tahmin ediliyor

Kaynak: Referans Gazetesi

Ambalaj İle Fark Yaratmak (Serdar Öner)

Omer Durmaz tarafından 31 Temmuz, 2006 - 15:45 tarihinde gönderildi.

Sürekli bilgisayar ekranı ile senelerce çalışmaktan olsa gerek, son 1-2 senedir gözlerimde kuruluk problemi oluştu. Bulanık görme ve gözde batma hissi yaratan bu durumun en iyi çözümü de suni gözyaşı damlaları. Bu damlalar, önemli bir aktif madde içermediklerinden, gözünüzde problem hissettiğinizde sıkça kullanılabiliyor. Bu konuda bir kaç farklı firmanın ürününü kullandıktan sonra, en kullanışlı ambalaja sahip olduğunu düşündüğüm Alcon firmasının "Tears Naturale Free" ürününü sürekli kullanmaya karar verdim. Bu kararımdaki en önemli etken de, ürünün ambalajının tasarımının çok iyi yapılması oldu. Diğer ürünler, bir şişe ve damlalıkla göze damlatılan, ve paket açıldıktan sonra genellikle 1-2 hafta içerisinde kullanılması gereken ürünler. Alcon`un ürünü ise, bir paket içerisinde, 32 adet küçük plastik şişecikten oluşuyor. Şişeciklerin üstündeki kapak bölümü, hafifçe kopartılarak ambalaj açılıyor. İşin güzel yanı, ambalaj bu şekilde açıldıktan sonra, kapağın tekrar kapatılabilmesi. Yani bir şişeciği, gün içerisinde ihtiyaç olduğunda bir kaç defa kullanmanız mümkün. Böylece, 32 adet şişecik içeren paket, size uzun süre, içeriğini ziyan etmeden kullanım imkanı tanıyor. İlk alımda biraz daha fazla fiyata sahip olsa da, içeriğini verimli kullanmanızı sağladığı için, diğer ambalaj tiplerinden bir kaç kat daha ucuza geliyor. Üstelik, bu şekilde, ürünün her zaman steril durumda olduğundan emin oluyorsunuz ve son kullanım tarihlerine kadar şişecikleri kullanabiliyorsunuz. Alcon`un ürününe benzer küçük şişecik sistemini kullanan başka markalar da var, ancak, onlarda kapağın tekrar kapatılabilmesi özelliği yok, yani bir paketi açtıktan ve 3-4 damla kullandıktan sonra şişeciği atmak zorunda kalıyorsunuz.

Müşteri Gibi Düşünmek Ambalajda da Önemli!
Alcon bence burada kendini müşterinin yerine koyarak, müşterinin ihtiyacı ve duygularını çok iyi analiz etmiş, ve sadece ambalaj özellileri ile müşteri sadakati oluşturmanın güzel bir örneğini veriyor.

Bu uygulamayı gördükten sonra, insan günlük hayatta kullandığımız ambalajların ne kadar düşünülmeden, önem verilmeden tasarlandıklarına şaşırıyor aslında. Örneğin, mısır gevreğinin poşetini açtıktan sonra, neden ağzını kolayca ve hava almayacak şekilde kapatamıyoruz? Bisküvi ambalajları açıldıktan sonra neden tekrar kapatılamıyorlar, hepsini bir kerede bitirmemizi mi bekliyorlar? Örnekleri kolayca çoğaltabiliriz.

Sizin de başarılı bulduğunuz ambalaj tipleri var mı? Veya, kolayca geliştirilebileceğini düşündüğünüz ambalajlar hangileri?

Serdar ÖNER
Halkla İlişkiler İletişim Platformu Yazarı

Kaynak: www.halklailiskiler.com.tr

Photoshop'da tasarımınıza 3 boyut verin...

Omer Durmaz tarafından 14 Şubat, 2006 - 23:31 tarihinde gönderildi.


Eyewire firması tasarımcılara stok görsel hizmeti sunarken onların ihtiyacı olabilecek masaüstü yayıncılık bilgileri de -web hizmeti olarak- kullanıcıların beğenisine sunuyor. Bunlardan biri de ambalaj tasarımınızı photoshopta nasıl, üç boyutlu bir kutu yapabileceğiniz üzerine. Biz de sizin beğeninize sunuyoruz...

www.eyewire.com/tips/photoshop/wrapping/index.htm

Adobe illustrator'da ambalaj uygulaması...

Omer Durmaz tarafından 9 Şubat, 2006 - 01:35 tarihinde gönderildi.

Adobe illustrator programında üç boyutlu bir kutu yapımı ambalaj tasarımı üzerinden anlatılmış. Grafik programlarını yeni kullanmaya başlayanlar için ya da illustrator'ı tanımak isteyenler için iyi bir örnekleme... Bu arada hemen hatırlatalım ambalaj sektöründe tüm dünyada yaygın olan program bu Smiling

www.eyewire.com/tips/apps/isometric/index.htm

Marka Gücü Nasıl Ölçülür (Güven Borça)

Omer Durmaz tarafından 21 Ocak, 2006 - 12:25 tarihinde gönderildi.

Marka mıyız değil miyiz? Markamız ne kadar güçlü? Rakiplerimize göre zayıf yanlarımız neler? İşte tüm bu soruların cevabını bulabileceğiniz basit ama etkili bir model sunuyoruz sizlere; David Aaker’ın “Brand Equity Ten” skalası. Bir bazı projelerde kullandık ve yararlandık. Yapması kolay, pratik bir tablodur ancak önemli olan (her zamanki gibi) tabloyu yorumlamaktır. Düzenlenecek araştırmalar sonucunda çoğu maddeyi hassas bir şekilde puanlayabilirsiniz. Elinizde araştırma olmadığı durumlarda ise önerimiz, şirketin akil adamlarını toplayıp birden ona kadar rakam verdirmenizdir. Hiç yoktan iyidir. İdeali ise araştırmayla belirlenmiş rakamlara kişisel deneyim ve değerlendirmelerinizi katmanızdır. Aşağıda ülkemiz koşullarına uygun örneklerle işinizi kolaylaştırmaya çalışacağım:

  1. Pazar payı: Eğer pazarda tekel (TEKEL değil) iseniz on puan, Efes Pilsen kadar dominant iseniz dokuz puan verebilirsiniz. Turkcell sekiz, Arçelik yedi olabilir. Diğerleri sırayla gider.
  2. Dağıtım: Coca Cola kadar etkin bir dağıtımınız varsa (%97 sayısal) on puan, Ülker dokuz puan, Unilever sekiz...
  3. Marka bilinirliği: Arçelik on puan, bu dev markamızı takiben örneğin %95 hatırlatmalı marka bilinirliğine sahip bir marka dokuz puan şeklinde gidebilir.
  4. Liderlik ve popülerlik: Biraz öznel bir kavramdır. Marka ne kadar dile düşmüş, ne kadar konuşuluyor, hakkında haber yapılıyor? Amerikalılar “talk of the town”
    derler ya, ondan. Turkcell mesela hep bahsettirir kendinden bir türlü. Cem Yılmaz da gündemdedir bir şekilde.
  5. Algılanan kalite: Araştırma yapıp tüketicideki kalite algısını ölçebilirsiniz. “Kalite annatılmaz, yaşanır” diyorsanız bildiğiniz gibi yazın. Mercedes on puan
    alırsa kimse sorgulamaz.
  6. Fiyatlandırma gücü: Gelelim bir markanın en ayrıştırıcı özelliğine. Eşdeğer bir ürüne göre ne kadar yüksek fiyatlandırabiliyorsunuz? Beş bin dolara bir deri çanta satabiliyorsanız on puanı ananızın hak sütü gibi helal ediyorsunuzdur. Pazar ortalamasından sayıyorsanız beş puan, fiyat kırmadan satamıyorsanız daha da düşük.
  7. Marka vaadi:
    Bir şekilde iyi fiyatla çok miktarda ürün satıyor olabilirsiniz ancak markanız tüketiciye doğru dürüst (net) bir vaatte bulunmadan bunu yapıyorsa geleceği sağlam olmayabilir. Mesala bir zamanların efsane
    markası TOFAŞ.
  8. Marka kişiliği:
    Ürünü elinize alıp karşınızda duran gruba “eğer bu bir insan olsaydı nasıl biri olurdu?” diye sorduğunuzda insanlar ne kadar hızla ne kadar çok sayıda (ve olumlu) sıfat atfediyorlarsa o kadar kişilikli bir marka sayılır. İnsanlar suratınıza garip garip bakıyorsa, bu testi bir kıraathanede değil de bir fokus grup tartışmasında yapmakta fayda var demektir.
  9. Kurumsal/Sosyal fayda: Bir marka öncelikle (özünde bencil olan) tüketiciye bir vaatte bulunmalıdır ancak markanın veya (bağlantı kurulabilen) kurumun topluma sağladığı fayda da giderek artan bir oranda önem kazanmaktadır. İhmal edilmemelidir ancak sosyal faydanın tek başına aldırıcı bir sebep olduğu da zannedilmemelidir.
  10. Müşteri bağlılığı: Bu da ölçülebilir. Eğer müşteri on alımdan onunda da sizin markanızı alıyorsa on puan verip aynı mantıkla aşağı doğru gidebilirsiniz.

Tablo kabaca yukarıdaki gibi doldurulabilir. Ancak unutmayın ki buradaki mutlak rakamlar değil, rakiplerle olan göreceli puanlar ve yapılacak kıyaslama önemlidir. Her zaman önerdiğimiz gibi, rakamların detaylarına
değil, buradan çıkaracağınız kararlara ve oluşturacağınız stratejilere önem verin. Arçelik’in logoyu yenileyip Çelik dizisine başlamadan önceki ve sonraki puanlarını bir derste öğrencilerle atmıştık. 2002 sonunda Para Dergisi’nde yayınladığımda Arçelik’en bir itiraz gelmemişti. Demek ki çok yanlış değil. “Arçelik bütün bunları neden yaptı?” sorusunun da güzel bir cevabı oluyor aynı zamanda. Yanına da son dönemin popüler konusu Bebek Badem Ezmesi hakkındaki değerlendirmemi ekledim bedavadan, “promasyon” mahiyetinde.

Bebek Badem Ezmesi

Pazar Payı

7

7

1

Dağıtım

9

9

1

Marka Bilinirliği

10

10

4

Algılanan Kalite

7

8

9

Fiyatlandırma gücü

7

7

9

Liderlik & Popülerlik

7

8

3

Kurumsal/Sosyal Fayda

6

6

2

Müşteri Sadakati

6

7

8

Marka Vaadi

5

8

6

Marka Kişiliği

4

7

6

Güven Borça hakkında daha fazla bilgi almak marka üzerine yazılarını okumak, bilgilenmek istiyorsanız www.markam.biz adresini ziyaret ediniz.

Marka Yaratmak İnce İş (Güven Borça)

Omer Durmaz tarafından 17 Ocak, 2006 - 02:10 tarihinde gönderildi.

Türkiye’de marka bilincinin hızlı bir şekilde yayıldığını ifade eden Güven Borça, “Marka gerektiğinde çağrılmasını kolaylaştırmak için tüketicinin beyninde açılan bir penceredir” diyor.

“Basamakları çıkmadan önce örgütlenmeden bahsetmek gerekli. Ortada bir marka varsa, ondan sorumlu bir de “Marka Yöneticisi” olmalı. Adına ister “Ürün Sorumlusu”, ister “Marka Müdürü” deyin fark etmez, full time pazarlama kadrosu oluşturamıyorsanız harici danışman tutun, ama mutlaka sorumluluğu birine verin. Aksi halde organizasyonda herkes markayı kendi yönünde çekiştirir.üst yönetim bilançoyu, satış grubu hedeflerini tutmayı, ajans elma toplamayı, fabrika üretimi basitleştirmeyi düşünecektir.”

Marka yöneticisi Güven Borça yaptığı işin önemini bu şekilde özetliyor. Borça, marka yöneticisinin öncelikli görevinin “kısa ve uzun vadeli hedefler konusunda herkesin hemfikir olmasını sağlayıp daha sonra tüm birimleri bu hedeflere ulaşmak için yönlendirmek ve performansı değerlendirmektir.” şeklinde özetliyor.

Marka Ayrıcalığı:
Acımasız bir rekabetin yaşandığı günümüz piyasasında markanın tartışmasız bir ayrıcalığı var. Marka oluşturmak kadar markayı doğru yerlere ulaştırmak da markanın, kalıcı olması bakımından büyük önem taşıyor.

Önümüzdeki dönemlerde marka konusunun Türkiye’de daha çok gündeme geleceğini ifade eden Güven Borça, marka inşaatının Pazar ve rekabet analizi, ürün geliştirme, konumlandırma, tanıtım, dağıtım, promosyon, müşteri ilişkileri, başarı ölçütleri ve genişleme politikaları olmak üzere dokuz basamağının olduğunu söylüyor.

Borça marka yaratırken herşeyden önce ülkeyi, pazarı rakipleri, tüketiciyi iyice tanımak gerektiğini söylüyor. Bunun hiç de azımsanmayacak kadar ciddi bir süreç olduğuna değinen Borça, bilgiye ulaşmanın pahalı olduğunu söylüyor. Ürünü geliştirebilmek için elle tutulur bir ürün veya hizmetin olması gerektiğini belirten Borça, bu konuda
genelleme yapmanın çok zor olduğunu ifade ediyor. Ürün geliştirmenin bazen direkt ihlal, bazen adaptasyon, bazen şirketin kendi kaynaklarıyla sıfırdan geliştirme, bazen derakibi taklit şeklinde olabileceğini belirten Borça, marka yaratmada konumlandırmanın önemini şu sözlerle dile getiriyor.

“Markaya tüketicinin beyninde bir pencere açmak ve gerektiğinde oradan çağrılmasını kolaylaştırmak konumlandrmadır. Tüketicinin markayı nasıl algıladığı, neyle özdeşleştirdiği, kısaca markanın özüdür konumlandırma.

Tanıtımın üç unsuru:
“Yaratıcı strateji, uygulama ve medya planı tanıtımın üç temel unsurudur.” diyen Borça sözlerine şunları ekliyor:”Planlarınızı kartvizitinde “Medya Planlamacısı” yazar biri yapmıyorsa paranızı sokağa attığınızı söyleyebiliriz.”

Markanın sadece oluşturmakla bitmediğini, sonrasında birçok basamakları olduğunu belirten Güven Borça, bu basamaklardan birinin de dağıtım olduğunu söylüyor. “Doğru şeyler yapmış olabilirsiniz, ama bunu tüketiciye ulaştıramazsanız bir anlamı yok” diyen Borça, birçok başarılı marka adayının yeterli dağıtımı sağlanamadığı için silinip gittiğini söylüyor.

Markaların başarısız olmasındaki en önemli faktörün “taklitçilik” olduğuna dikkat çeken Borça, marka yöneticilerini yapılanı yapmak yerine yaratıcı olmaya davet ediyor.

Güven Borça hakkında daha fazla bilgi almak marka üzerine yazılarını okumak, bilgilenmek istiyorsanız www.markam.biz adresini ziyaret ediniz.

XML besleme