<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<!DOCTYPE rss [<!ENTITY % HTMLlat1 PUBLIC "-//W3C//ENTITIES Latin 1 for XHTML//EN" "http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml-lat1.ent">]>
<rss version="0.92" xml:base="http://www.ambalajtasarimi.com">
<channel>
 <title>Ambalaj Tasarımı - Röportaj</title>
 <link>http://www.ambalajtasarimi.com/taxonomy/term/3/0</link>
 <description></description>
 <language>tr</language>
<item>
 <title>Oğuz Dinçer ile Röportaj</title>
 <link>http://www.ambalajtasarimi.com/node/273</link>
 <description>&lt;p&gt;Yayın hayatının daha başında olan &lt;b&gt;Photoshop Magazin&lt;/b&gt; dergisi Kasım 2005 / 3. sayısında ambalaj tasarımcısı &lt;b&gt;Oğuz Dinçer&lt;/b&gt; ile bir röportaj gerçekleştirmiş. 4 sayfalık, tasarımcının iş örneklerinin de yer aldığı bu yazıyı kaçırmamanızı öneririz.&lt;p&gt;&lt;i&gt;Derginin sitesi:&lt;/i&gt; &lt;a href="http://www.photoshopmagazin.com"&gt;www.photoshopmagazin.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
</description>
 <pubDate>Mon, 28 Nov 2005 19:31:21 +0200</pubDate>
</item>
<item>
 <title>Dış Ticaret Şirketi Mutlaka Kurulmalı (Naim Yavuz)</title>
 <link>http://www.ambalajtasarimi.com/node/219</link>
 <description>&lt;p&gt;
&lt;b&gt;Etiket Sanayiciler Derneği Ne Zaman Kuruldu ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
ESD'nin kuruluşuna 1995 yılında Belçika'da Labelexpo fuarında sektörün önde gelen firmaları tarafından karar verildi. Uzun bir kurulum süresi yaşadık. Bilirsiniz Türkiye'de bir araya gelmek çok kolay değildir. Dernek faaliyetine 2000 yılında başladı ve yaklaşık 6 ay için geçici bir yönetim oluşturuldu. 2000 nisan ayında yaptığımız kongre ile de&lt;br /&gt;
bugünkü yönetimimiz oluştu. Derneğimizin ilk yıl 25 üyesi vardı. Şu anda 55 üyesi var.Dünyada üreticisi hemde tedarikçisinin, hatta indirek tedarikçisininde üye olabildiği tek dernek olan Dünya Etiketçiler Derneği FINAT ın yapısını ESD' ye uyguladık.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;FINAT Ne Zaman Kuruldu ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
FINAT 1935 yılında Paris'te kurulmuş daha sonrada merkezi Hollanda'ya taşınmış. Dünyadaki etiket sektörünü biraraya getirmeyi amaçlayan, çoğunluğu Avrupa'dan olmak üzere toplam 495 üyesi var. Marketing, Teknik ve Etiketçiler Konseyi olmak üzere 3 tane komitesi var. Marketing Komitesi üyelik çalışmalarını, fuarlar, kongreler gibi organizasyonları, Teknik Komite test metotlarının geliştirilmesi, baskı teknikleri, geri dönüşüm gibi konularda teknik çalışmalarını sürdürüyor. Etiketçiler Konseyi ise ulusal dernek başkanlarından oluşuyor. FINAT Yönetim Kurulu, 7 tedarikçi ve 8 etiketçi olmak üzere 15 kişiden oluşur. Dernek Başkanı kural gereği daima etiketçi oluyor. Komite başkanları aynı zamanda yönetim kurulunda yer alıyor. Dolayısıyla komitelerin yaptığı tüm çalışmalar anında FINAT Yönetim Kurulu'na rapor ediliyor ve yönetim kurulu onayı ile yürürlüğe konuyor. Her yıl düzenlenen LABELEXPO bir yıl Avrupa'da, diğer yılda ise Amerika ve Asya'da düzenleniyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sektörle İlgili Veriler Oluşmuş mu ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;1999 yılına kadar sektörle ilgili hiç bir araştırma yapılmamıştı. 1999 yılında FINAT'ın kongresi İstanbul'da yapıldı ve bu kongrede ben de Türkiye etiket pazarı ve Türk ekonomisi hakkında bir konuşma yaptım. Dolayısıyla sektördeki ilk araştırmayı yapmış oldum. Elbette ki bu profesyonel bir araştırma değildi ve ulaştığım bilgilerin doğruluğundan da pek emin değilim. Gümrük Müdürlüğü'nden aldığım dokümanlarda sanırım farklı ürünler bile aynı GTİP numarasından ithal veya ihraç edilmiş. Gerçi EPSMA (European Presure Sen-sitive Material Association) Avrupa Kendinden Yapışkanlı Materyal Üreticileri Derneği'nin kongre sırasında sunduğu rakamlarla birbirlerine çok yakındı ama yine de bu bilgilerin doğruluğu hakkında emin değilim. Nisan 2002 'de yapılacak Genel Kurulumuzdan sonra oluşacak komitelerimiz bu konu hakkında detaylı bir araştırma yapacak.1998 yılı için topladığım bilgiler 70 milyon m2 civarında,EPSMA'nın rakamları ise 73 milyon m2. Ayrıca FINAT her yıl profesyonel bir araştırma firmasına pazar araştırması yaptırır. Bu araştırmalara göre ise 2000 yılı için 89 milyon m2'dir. Türkiye'de yapılan yatırımların üretim kapasitesi bana göre 140 milyon m2'dir. Bu da yaklaşık 49 milyon m2 fazla kapasite olduğunu gösterir. Bu rakam, Bulgaristan, Romanya gibi bir çok ülkenin pazarından büyüktür. Eğer pazar fizibilitesi yapılmış ve herkesin kullanımına veya incelenmesine sunulmuş olsaydı bu atıl yatırımlar yapılmamış olurdu. Ayrıca pazar araştırmalarının yatırım yapmış etiket üreticileri için çok yararlı olduğu tartışılmaz. Almanya Etiket Sanayicileri Derneği Başkanı anlattı, Almanya'da sektörün önde gelen 21 firması bir araştırma şirketi kurmuşlar ve her firma tüm bilgilerini buraya aktarıyormuş ve her ay bu bilgiler NONAME (isimsiz) olarak yayınlanıyormuş. Bu firmalar, pazardaki hareketleri ve trendleri, pazar daralmalarını veya artışlarını öğrenerek politikalarını, satış hedeflerini ve yatırımlarını ona göre yönlendiriyorlarmış. Bu da onlara günümüz koşullarının gereği olan hızlı ve doğru hareket etrne kabiliyeti sağlıyor. ESD olarak amacımız sektörü bilgilendirmek ve eğitmek. Bu amaçla da geçtiğimiz iki yıl içinde 5 teknik seminer düzenledik. Bunların 4 tanesi ana hammaddelerimiz 'kendinden yapışkanlı kağıt ve filmler' konusunda, diğeri ise 'boya ve flexo baskı' konusundaydı. Genel kurulumuzu takiben yine ivedilikle 2 seminer daha hazırladık.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sektörde Yatırımlar Sürüyormu ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sektörde yatırımlar devam ediyor. Müşterilerin firma değiştirmeleri bazı firmaları yatırım yapmaya zorlarken bazılarını da küçülmeye itiyor. Çok sipariş varsa yeni bir yatırım ihtiyacı doğuyor. Ama bu doğru değil. Gerçek rakamlar bilinse bu yatırımların yapılmaması gerekir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Türkiye'nin Durumuna Göre Sektöre Ne Önerebilirsiniz ?&lt;/b&gt; Sanayileşmek zorundayız. Bunun başka yolu yok. Fakat sermaye kullanımı konusunda bilgi sahibi değiliz. Parası olanlar, kulaktan dolma bilgilerle, duyduğu her yere yatırım yapıyor. Durum böyle olunca da bir yanlışlar bütünü meydana geliyor. Ama bu durum, eğitimle, fizibilite çalışmalarıyla, kâr-zarar hesaplarının yapılmasıyla, maliyet muhasebenin kullanılmasıyla yerine oturacaktır. Şu anda oturmasını zaten beklemiyorum. Türkiye'nin zamana ihtiyacı var. Genel olarak baktığımızda hangi sektörün yayınlanmış verileri var, söyleyebilir misiniz bana? Hangi konuda bilgiyi, o sektörden ya da dernekten doğru olarak elde edebilirsiniz? Çok zor. O nedenle de sektörünüze her an birileri gelebilir, sektörü tahrip edip umulmadık bir şekilde de çıkıp gidebilir. Bu tahribat da sektöre zarar verir. Bu durum sanayileşme kültürümüzün eksikliğinden kaynaklanıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sanayileşme Kültürünü Biraz Açabilir misiniz ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
10 yıl önce Türkiye'nin görünümü ve bizim sanayileşmeye bakışımız çok farklıydı, bugün de farklı ve 10 yıl sonra da çok farklı olacak. Çok şey değişecek. Bize düşen bulunduğumuz koşulları iyi değerlendirip, gelişme göstermektir. Mevcut bilgilerimizi sistemli olarak ortaya çıkarıp bu bilgileri bir sonraki kuşağa iletmeliyiz. Sonradan gelecek olanlar, bu bilgilerden doğru sonuçlar çıkarıp, onların üzerine yeni bilgiler ekleyerek, bu doğru bilgileri ülke yararına kullanabilmelidir. Çünkü sektör dediğimiz şey bir okuldur, insanlar bu okulda çalışacak, öğrenecek ve uygulamaya koyacaklardır. Böyle olursa doğru üretim yapılabilir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Peki Türkiye'deki Kriz Etiket Sektörünü Nasıl Etkiledi ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kriz tüm sektörleri etkilediği için zincirleme olarak biz de etkilendik. Örneğin müşterimiz 300 bin üretiyorsa bu 200 bin'e düştü. Dolayısıyla ürettiğimiz etiket sayısı da o oranda düşmüş oldu. Fakat etiket sanayiinin bir avantajı vardı, bu bütün dünyada da böyle. Islak etiketten kendinden yapışan etiketlere doğru bir dönüşüm var. Biz bu avantajı kullandık. Islak etiket üreten firmalar ki bunlar matbaalardı, zor durumda kaldı. Matbaa sektöründe krizin bu kadar ağır yaşanmasının nedenlerinden biri de; hem kendi işlerinin düşüşüydü, hem de kendi pazarlarından etiket sanayiine pay vermeleriydi. Etiket sanayii de krizden etkilenmesine rağmen krizi nispeten hafif hissetti. Eskiden etiket sadece ürün hakkında bilgi vermek için kullanılıyordu. Zamanla ürünlerin albenisinin önemi anlaşılınca etiket de önem kazanmaya başladı. Dolayısıyla etiket sanayi hızla büyüdü. Nüfus arttıkça, insanların ekonomik güçleri arttıkça, tüketim artıkça bizim de üretimimiz arttı. Bu çok hızlı bir yükselişle oldu. Türkiye'nin, çevresindeki tikelere ihracat yapar hale gelmesinin de bunda payı var. Gerçi Rusya, Romanya, Bulgaristan pazarları ihtiyaçlarını karşılamaya başladılar. Biz de kendi pazarımıza dönmeye başladık. Ama bununla birlikte, Avrupa gibi daha büyük, endüstriyel pazarları zorlamaya ve mal vermeye de başladık. Ben 2002 yılında ihracatımızın artacağını düşünüyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Türkiye'de Etiketin Hacmi Nedir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Benim bu konuda çok basit bir hesabım var. Türkiye yaklaşık 100 milyon m2.lik bir ürün kullanıyorsa bu ortalama 140 milyon dolarlık bir pazar olduğumuzu gösterir. Ama bu matbaalarla etiketçilerin paylaştığı bir pazar. Etiketçilerin ise yaklaşık 25 büyük firması var bunlar ortalama 3 milyon dolar ciro yapsalar toplamda 75 milyon dolar gibi bir rakam eder.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Dünyada Bu Rakam Ne Boyutlarda ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Avrupa'yı örneklersek ki buna Türkiye'de dahil yaklaşık rakam 4 milyar m2. Onların satış fiyatları bizimkinden daha yüksek. Dünyada ise 3 büyük pazar var bu konuda, Avrupa, Amerika ve uzak doğu pazarları. Dünyadaki rakam aşşağı yukarı 9 milyar m2. kaça-, Bunun rakamsal karşılığı ise 20 milyar dolar civarında.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;İhracat Nasıl Arttırılabilir ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Bu konuda çok idealist bir insanım. Öncelikle bir dış ticaret şirketinin kurulması gerekiyor. Fazla kapasitemizi dışarıya pazarlayarak, atıl olmaktan kurtarabileceğimizi düşünüyorum. Bunu hem kendi sektörümüz içinde hem de diğer kardeş sektörlerle birlik te konuşuyoruz. Sektörde oluşmuş olan atıl kapasiteyi ihracatla değerlendirmemiz gerekir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Dış Ticaret Şirketleri Bu Konuda Çok mu Önemli ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Dünyadaki büyük firmalar merkezi satın almaya gidiyorlar. Dış ticaret şirketi burada çok Önemli. Örneğin biz Amerika'da bir ihaleye davet edildik. Avrupa'dan 16 firma, Türkiye'den sadece biz davet edildik. Bir o kadar firma da Amerika'dan vardı. İş büyüktü, 50 milyon dolar civarında. Bunu Türkiye'den hiçbir firma karşılayamaz. Ama bir dış ticaret şirketimiz olsaydı, 15 firma biraraya gelebilseydik biz bu işi alabilirdik. Bu tür işleri alabilmek için ya firma olarak kapasite artırmamız gerekir, ya da dış ticaret şirketinde birleşip bu işi yapabilecek potansiyeli oluşturmanız gerekir. Bence dış ticaret şirketeleri bu pazarları. Türkiye'ye taşıyabilirler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sektörel Örgütlenmelerin Katkısı Oluyor mu ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Elbette oluyor... Şunu iyi anlamamız gerekir. Biz meslektaşlarımızı seçme şansına sahip değiliz, sadece rakip değil meslektaş olmayı da becerebilmeliyiz. Hiç sevmediğimiz insanlar sektöre gelebilirler. En büyük çabanın bu konuda sarf edilmesi gerekiyor. Bunu eğitim için, biraraya gelmek için yapsınlar, yoksa fiyat ayarlamak gibi bir gerekçeyle biraraya gelmek çok yanlış olur. Mesleki dayanışmayla dış ticaret şirketlerini kurup yeni pazarlar elde etmeliyiz. Yoksa atölye olarak kalmaya devam ederiz. Bunu başarabilirsek Türkiye'deki etiket sanayiinin önü açık demektir. Şu an diğer sektör dernekleri ile birlikte yoğjn bir çalışma içinde olduğumuzu biliyorsunuz. Amacımız sektörü bir çatı altına toplamak. Bu belki ASD olabilir veya ASD bir vakfa dönüştürülebilir. Her derneğin kendi varlığını sürdürmesi kaydıyla bir çatı altında toplanmasının sektöre ve ekonomiye çok katkısı olacağına inananlardanım. Bu konuda üzerime düşen her şeyi yapmaya hazırım.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Son Olarak Ne Söylemek İstersiniz ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki dönemde sektörler arasında işbirliğinin mutlaka artması gerekir, yoksa çok büyük aksaklıklarla karşı karşıya gelebiliriz. Herkes biliyor ki biz verimli çalışamıyoruz. Artık sektörleri biraraya getirip bilimsel çalışmalara ağırlık vermeliyiz. Sanayi kültürü oluşturmanın ve kurumsallaşmanın zamanı gelmiştir.&lt;p&gt;&lt;b&gt;Naim Yavuz&lt;/b&gt; (Etiket Sanayicileri Derneği 2. Başkanı)&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;* BASIM DÜNYASI, NİSAN 2002, Sayfa 40 - 43&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;
</description>
 <pubDate>Sun, 19 Jun 2005 14:56:21 +0300</pubDate>
</item>
<item>
 <title>Ambalaj ürünün kimliğidir (İlhan Bilge)</title>
 <link>http://www.ambalajtasarimi.com/node/23</link>
 <description>&lt;p&gt;&lt;img src="/files/ilhan_bilge_photo.jpg" alt="İlhan Bilge" /&gt;&lt;br /&gt;
Bu gün üretimi tamamlayan bir sektör olarak ambalaj, grafik ürünler içinde de önemli bir yer tutmaktadır. Ekonominin dışa açılma çabaları oldukça yeni olan ülkemizde, pazarına yabancı ürünlerin de girmesiyle ambalaj hem fonksiyonel, hem estetik hem de teknik kaygılar taşıyan bir sektör olma yolundadır. Tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte üretilen bir malın ambalajı, işveren, matbaa ve tasarımcı üçlüsünün birlikte çalışmalarıyla oluşur veya oluşmalıdır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ambalajın bütün boyutlarıyla incelenmesi daha doğrusu bu konuda ulusal düzeyimizin belirlenmesi amacıyla küçük bir anket düzenledik. Üretici, tüketici, yapımcı ve tasarımcıların yanıtları çelişkilerini sergileyen bir tablo ortaya çıktı. Bu nedenle yorum yapmadan soruları ve alınan yanıtları bir metin halinde yayınlıyoruz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İşverenlere sorulan sorularla saptadıklarımız, firmaların üretim kapasiteleriyle ilgili. Pazar payı büyük olan işverenler bu konuya çok önem veriyorlar, dünya standartlarına uymaya çalışıyorlar. Ambalajın tasarlanmasının yaratıcı grupların işi olduğu fikrinde birleşiyorlar. Örnek olarak; Faruk Bayrakdar’ın (Eczacıbaşı İlaç Sanayi Pazarlama Müdürü) bu konudaki sorumuza verdiği yanıtı gösterebiliriz. Bayrakdar’a göre: “Tasarım öncelikle grafik sanatçısının işidir. Kabul edilebilir nitelikte bir tasarımın hazırlanmasından sonra matbaa ile teknik konular ve yapımla ilgili koordinasyon sağlanmalıdır.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Küçük kuruluşlardan bazıları da tasarımcının gerekliliğinin tartışılmaz olduğunu belirtirken, diğer bir kısım, doğrudan matbaa ile çalışmayı tercih ediyorlar. Matbaaların bir kısmı tasarımcıyı kendilerine yardımcı unsur olarak görürken diğer bir kısmı değişik nedenlerden dolayı istemiyor. Erhan Girgin (Gamsan Matbaası Sahibi) “Siparişin grafik atölyesinden mi, işverenden mi, gelmesini istersiniz?” sorusuna verdiği yanıt şöyle: “Siparişin grafik atölyesinden gelmesini tercih ederim. Nedeni, özellikle ambalajlar bir ihtisas işi olduğundan gelen müşterimizin onayını alabilmek için, birçok grafik çalışmasının yapılması gerekiyor. Bu bir zaman kaybı olduğu gibi bir de işi beğendirme stresi yaşıyoruz. Bir faydası da iş hazır olarak geldiği için zaman olarak daha çabuk yapılmasıdır. Ajanslardan gelmesinin bir faydası da, bir ajans demek en az on ayrı müşteri demektir.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ambalajın tasarlanması ve yapımı için bir bütçe saptanması da yine ambalajı başlı başına bir olgu olarak kabul eden işverenler için “sabitlik” unsuru taşımamaktadır. Örneğin ; Faruk Bayrakdar “Yapım giderleri aşırı boyutlara ulaşmadığı sürece kısıtlayıcı faktör olmamalıdır. Yaratıcı grubu olumsuz yönde etkileme olasılığından kaçınılmalıdır.” diyerek konuya bu şekilde yaklaşmaktadır. Cevdet Tellioğlu (Hayat Kimya Sahibi) “Tasarım ve yapım gideri olarak baştan bir kesin fiyat saptanmaz. Ambalajın tasarımı ve yapımı ya grafik sanatçısına, ya da bir kampanya bütünü içerisinde ajansa verilir. Ambalajın fikir aşamasından çıkıp “kullanılabilir” aşamasına gelinceye kadar ki süreçte, tasarıma ve uygulamaya olan yapıcı müdahaleler, eklemeler, çıkarmalar veya değişiklikler zamanı ve maliyeti etkileyen faktörlerdendir. Bu sebeple daha baştan bir fiyat tesbitinde bulunulmaz.” demektedir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bütün yanlışlığına rağmen bazı işverenler ambalaj tasarım ücretini reklam bütçesi içinde eritirken, diğer bir kısmı bu tasarımın ürün için önemini bilip belli ödemeleri gözden çıkarırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bütün bu ödemeler, ekonomik sorunlar çerçevesinde işveren ve tasarımcı karşı karşıya kaldığında tasarımcı ne düşünür? Orhan Yıldırım (Sanat Yönetmeni- Ajans Ekol) “Bir ambalaj siparişi aldığınızda ne düşünürsünüz?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Nabisco isimli -Bisküvi üreticisi- ünlü Amerikan firması, 1980’lerin başında ambalajlarını yenilemek amacıyla, 8 ay süren kapsamlı bir çalışma yapar. Ambalaj mühendisi ve tasarımlarının ortaklaşa yürüttükleri -renk, tasarım, satış yerinde test vb. araştırmayı da içeren- bu çalışmalar sonucu, piyasaya çıkan ürünlerin pazar payı %24’den %34’e fırlar. Bu, gelişmiş ülkelerde ambalaja verilen önemi ve sürenin haklılığını gösteren örneklerden sadece birisidir. Ben, bir ambalaj siparişi alıp, alelacele işi bitirmem istendiğinden yanlış yerde yanlış iş yaptığımı düşünürüm. Nilay Yılmaz (Grafik Sanatçısı-Tekel Grafik Bölümü) “Her şeyden önce mamul ve niteliği hakkında bilgi edinirim.” Selçuk Cebecioğlu (Grafik Sanatçısı) ise “Ürünün özellikleri, satın alacak müşteri ve rakiplerin durumunu” diye yanıtlıyorlar bu soruyu. Tasarımdaki ana ilkelerde ise tasarımcıları ve işverenler ürün ve kurum kimliğine uygunluk konusunda birleşiyorlar. Faruk Bayrakdar “Ambalajın satışta önemli sonuçlar doğurması için ne gibi çabalar gösterirsiniz.” sorusuna şu yanıtı vermektedir. “Ambalajın satışta olumlu sonuçlar doğurması için dört noktaya özen gösterilmelidir:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;• Ürünün hedef kitlesine uygun bir tasarım,&lt;br /&gt;
• Ürün kimliğine uygunluk,&lt;br /&gt;
• Rakip marka ambalajlarına karşı üstünlük,&lt;br /&gt;
• Kurum kimliğine uygunluk.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;“Tasarımdaki ilkeleriniz nelerdir?”&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
sorusunu ise grafikerler şöyle cevap veriyorlar: Erkal Yavi (Sanat Yönetmeni-Par Ajans) “Önce hangi kuruluş veya markanın ambaljıdır ve neyi ambalajlayacaktır? Yani, kuruluş veya marka imajı ile fonksiyonu önde gelir. Bu iki öge de ambalajın görsel tavrını (esprisini) doğurur. Biçiminden rengine kadar.” Orhan Yıldırım’ın cevabı ise şöyle: “Ambalaj ürünün kimliğidir. Bu öyle kimliktir ki, onu uzun yıllar taşısın, ona yakışsın, tüketiciye kendini (ürünü) anlatsın, almaya özendirsin, ürünü bozulmadan muhafaza etsin, kolay kullanılsın, az yer işgal etsin. İşte bu özellikler ambalajın tasarımdaki ilkeleri de oluşturmaktadır.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Burada bir parantez açıp Hiroski Unno’nun “Niye Turşu Fıçısı Yuvarlaktır?” adlı makalesinden (Package Design in Japan) alıntı yapmak istiyoruz:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
“Hatıralık olarak pazarlanan turşular nasıl satılır? Çoğu yuvarlak ahşap fıçılarda. Peki niye yuvarlak? Herhalde eski (turşunun yapıldığı) fıçıları çağrıştırdığı için. İstasyon büfelerinde turşuların yuvarlak fıçıcıklarda, şekerlemenin ise kare kutularda satıldığını görürsünüz. Şekerleme kutuları ya ince bambu çıtalardan, ya da kartondan yapılmıştır. Burada incelik esastır. Şekerleme kolay dağılıp kırılacağı için tek tek haznelere yerleştirilir. Şekerleme kutuları çoğunlukla çift cidarlıdır. Zira şekerin havaya ihtiyacı vardır. Yuvarlak manjuları (bir cins kurabiye) kare bir kutuya koyarız ki etrafında yer kalsın. Halbuki turşu havayla temas etmemesi için sıkıcı doldurulur, ambaljına. Silindir şeklindeki ahşap bir fıçıda boşluk kalmaz. Turşu fıçısı elde sallanabilir. Ama şekerleme kutusu sallanınca şekerler dağılacağı için bu ikincisi yatay taşınmak üzere tasarlanır. Turşu fıçısını sallayarak taşımanın bir de havası var, 1.8 litrelik bir sürahi taşır gibi “Taku An” turşularını insanlar iple bağlı fıçılarda sallaya sallaya taşıdıkları için ilkel bir ambalaj turşuya en uygun olanıdır.” Bu makale bize ürün kimliğinin önemini çok basit bir şekilde açıklıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İşverenin işi tasarımcıya vermesi noktasında, bütün işverenler tasarımcıya tam ve detaylı bilgi verilmesi gerektiği fikrinde birleşiyorlar. Tasarımcıların ise bir takım sıkıntıları var. Bunu &lt;b&gt;Orhan Yıldırım&lt;/b&gt;’ın ve &lt;b&gt;Erkal Yavi&lt;/b&gt;’nin yanıtları ile açıklamaya çalışalım:&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Yıldırım:&lt;/b&gt; “Ambalajda isim, renk, doku, yazı karakteri gibi ögelerin ne zaman nasıl ve ne türde kullanılacağının nedenleri vardır. Kozmetik ürün ambalajı ile oto yedek parça ambalajı farklıdır. Farklı olmalıdır. Güçlü bir temizleyiciye nahif bir ambalaj, ürünün tabiatına aykırıdır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Siparişi verenin hanımı isim bulup önerdiyse, beyefendi temizlik maddesi etiketinin zemini illa sarı renkte olsun, etrafına da çerçeve atalım diye diretirse sipariş verenle aramda sorun çıkmış demektir” &lt;b&gt;Yavi:&lt;/b&gt; “Tasarımı ve bitmiş işin teslimi için verilen kısa sürelerin dışında çoğunlukla sorun olmuyor. Ama çoğaltmada işin ekonomisi söz konusu olduğunda bazı pürüzler çıkabiliyor.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Matbaalar ve tasarımcılar karşı karşıya geldiklerinde bir takım sorunlar ortaya çıkabiliyor. “Tasarımcılarla sorunlarınız oluyor mu?” sorusuna Sermet Tolan (Basımevi Matbaası) “Evet, genellikle matbaa teknolojini bilmemek, zamanlamada aşırı kısa süreler istemek, fiyat ve kalite bazında yeterli bilgi ve anlayışına sahip olmamaları gibi problemler oluyor.” Erhan Girgin ise “İyi bir tasarımcı ambalajın lokomotifidir. Ancak sanatçı hiç bir zaman iş adamı olamaz. Kendisini icra ettiği sanatta vazgeçilmez gören tasarımcılarla sorunlar oluyor” yanıtını verirken, Kemal Özdemir (Güzel Sanatlar Matbaası) olaya daha olumlu yaklaşmaktadır: “Tasarımcılarla matbaa arasında sorunlar karşılıklı bilgilenme ile azalmıştır. Artık tasarımcılar matbaanın imalat aşamalarını bilmekte ve taleplerini bu imalatın gereklerine uygun hale getirmektedirler. Matbaacılar tasarımcının yapıcı isteklerine ve yeniliklerine ayak uydurmaktadırlar.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yapımcıların sorunlarına karşılık tasarımcıların da bu konuda çeşitli dertleri var. Orhan Yıldırım “Ambalajı üretenle aranızda sorun oluyor mu?” sorusuna “Ülkemizde -istisnaları olmakla birlike-genelde üretenler, yaptıkları işi pek sevmezler, keyif de almazlar. İş bir an önce bitsin isterler. ‘İdare edercilik’ ucuza-kolaya halletmek, işi sallamak ulusal üretim anlayışı haline gelmiştir. 280 gram olarak siparişi verilen karton -size sorulmadan- 220 grama dönüşebilir. Eğer siz biraz titiz davranıyorsanız, her türlü soruna kapıyı açmışsınız demektir.” diyerek yanıtlıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tasarımcılar kendi aralarında “Her tasarımcı ambalaj tasarlayabilir mi” konusunda değişik görüşlere sahipler.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Erkan Yavi:&lt;/b&gt; “Sorunun cevabını tersten cevaplıyayım. Her tasarımcı, tasarım ürünü sayılan her dalda tasarım yapabilmelidir... Ambalaj teknikleri de biliniyorsa, her tasarımcı bu dalda tasarım yapabilir demektir.” Selmin Pazvantoğlu: “Bence hayır. Ambalaj tasarımı; tasarımın bir yönü, başlı başına bir dal. Ambalaj tasarım yapan kişinin bu konuda birikimi olması kaçınılmaz. Bence bir tasarımcı pikaj yapabiliyor, tasarım yapabiliyor diye ambalaj tasarımını da becerir diye bir iddia olamaz.” Nilay Yılmaz: “Türkiye’de her tasarımcı herşeyi yapabilir veya yapmak zorundadır. Çünkü biz tasarımcılar illüstrasyondan ambleme, sayfa tasarımından karanlık odaya kadar her şeyi bilmek zorundayız. Bu da bizi çok zorluyor. Ama bence komple tasarımcı yerine herkes kendine en uygun gelen sevdiği yeteneği olduğu konuda uzmanlaşmalı. Gene her şeyi bilsin ama uzmanlığı ayrı olsun. (Doktorları örnek gösterebilirim.)”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Orhan Yıldırım:&lt;/b&gt; “Teorik olarak tasarlayabilir tabii. Ambalaj gibi ciddi çalışma isteyen işleri, işlerini bilen firmalar uzmanlarına teslim ederler. Gelişmiş ülkeler de yalnızca ambalaj çalışması yapan tasarım grupları var. Ambalaj konusu, grafik tasarım şemsiyesi altında, bir “uzmanlık” dalı haline gelmiştir.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;İşveren, tasarımcı ve yapımcı süreçlerini bitiren ambalaj, içine ürün konularak vitrinlere taşındığında artık tüketiciyle yüzyüzedir. Onların ambalajlara bakış şeklini belirlemek için de bir anket düzenledik. Soruları ve aldığımız yanıtların kısa bir değerlendirmesini aktarıyoruz. Bir ürün satın alırken ambalajı sizi etkiler mi? Etkiler ise neden? Etikelemez ise neden?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;• Tüketici anketine cevap veren meslek grupları içinde çoğunluğu ev kadınları kapsıyor. Tüketiciler ilk soruya verdikleri yanıtlara göre çoğunluğu bir ürünü alırken ambalajın etkisinde kalıyorlar. Özellikle aynı üründen iki seçim olanağı varsa, ambalajı güzel olan tercih ediliyor. Güzelliği belirleyici özellikler ise, şunlar; parlak renkler, estetik kutular, yaldızlı yazılar v.b. Tüketicilerin ambalajdan neden etkilendiği ise, Gülden Güvener’in (Ev Kadını) cevabı açıklamaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;“Ambalajı özenle hazırlanmışsa genellike üründe de aynı özen gösterilmiştir.”&lt;br /&gt;
Marka mı? Ambalaj mı? Sizin için hangisi daha önemlidir?&lt;/b&gt; Tüketicilerin çoğunluğu markanın önemli olduğu görüşünde. Canan Yüce (Müşteri Temsilcisi-Besay) verdiği yanıtla bu görüşü özetlemektedir: “Marka benim için daima ön plandadır. Çünkü marka süreklidir. Ambalaj ise geçicidir. Geçici olmak zorundadır da. Ürünün kendi kendini yenilemesi geliştirmesi için bu gereklidir. Ayrıca bir ürün markası ile piyasada tutulur. Belli bir marka ile başlar ve onunla devam eder. Fakat ürünün hayat devleri boyunca birkaç kez ambalaj değişikliğine uğrayacaktır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Ambalaj üzerindeki bilgileri okur musunuz?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Hemen hemen herkes okuduğunu belirtti. Özellikle kültür seviyesi yüksek olanlar, bu konuda çok titizler. İlaçlarda ise mutlaka okunuyor. Ve en çok da ambalaj üzerindeki bilgilerin yetersizliğinden yakınıyorlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sürekli aldığınız bir ürünün ambalajı değiştiğinde ne düşünürsünüz?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Büyük bir çoğunluk ambalajın daha güzelleştiğini kanaat getiriyor. Bu da firmanın bir atılım içinde olduğunu izlemini uyandırıyor. Bir ürünü kese kâğıdı ile almayı mı tercih edersiniz, yoksa kapalı bir ambalajda mı? Neden? - Kapalı bir ambalaj her zaman tercih ediliyor. Buna neden olarak da sağlık, temizlik, güven, ürünün daha uzun korunması, gerekli bilgileri içermesi gösteriliyor. Kese kâğıdını tercih edenler ise çok az. Bunlarda aldıkları ürünü açık olarak gördükleri için kese kâğıdını tercih ediyorlar. Bütün bu çalışmalar sonunda, elde ettiğimiz tüm verileri size aktarmaya çalıştık. Değerlendirmesini sizlere bırakıyoruz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;* Grafik Sanatı Dergisi, Sayı 3, 1987'de yayınlanmıştır.&lt;/p&gt;
</description>
 <pubDate>Sun, 19 Jun 2005 14:37:25 +0300</pubDate>
</item>
<item>
 <title>Etiket Ürünün Kimliğidir (Naim Yavuz)</title>
 <link>http://www.ambalajtasarimi.com/node/19</link>
 <description>&lt;p&gt;&lt;b&gt;Etiketçiliğin gelişimi ve Etiket Sanayicileri Derneği'nin kuruluşu hakkında bilgi verir misiniz?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;"Etiket sanayiciliğinin dünyadaki gelişimi 1950'lerde başlıyor. 1949 yılında Fransa'da Dünya Tüketiciler Derneği (FİNAT) kuruluyor. Bu dernek kurulurken sadece etiketçileri değil, etiketçilere direkt ve indirekt tedarikçi olan firmaları da kendilerine üye yapmışlar. Kendinden yapışkanlı etiketin tarihçesi de 1940'larda başlıyor ve yavaş yavaş gelişiyor. Türkiye'nin kendinden yapışkanlı etiketle ilk tanışması 1962 yılında Drupa'da başladı ve Türkiye, kendinden yapışkanlı etiketle böylece tanıştı. 1987 yılından sonra dünyadaki ambalajın gelişmesi, kağıt ithalatının artması ve Türkiye'ye ithal malların girmesiyle, ambalajın önemi arttı. Ambalajın öneminin artmasıyla da çok renkli etiketler kullanılmaya başlandı. Ambalaj ve etiket sektörünün esas geliştiği ve hızlandığı dönem 1990lı yıllar. Ülkemizde oluşan etiket sanayiciliği neticesinde insanlar bir araya gelerek bir oluşum içerisine girdi. Etiket sanayiciliği dernek kurma fikrinin temelleri bu gelişme dönemine rastlamaktadır. Belli uğraş ve çabalardan sonra 1999 yılında Etiket Sanayicileri Derneği'ni kurmuş olduk. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Biz bu derneği oluşturduğumuz zaman kendimize üç hedef belirledik. Sektörümüzü eğitmek, sektöre yetişmiş elemanlar kazandırmak ambalajın kalitesini geliştirmek, yeni pazarlara açılmak ve teknolojiyi takip ederek Türkiye ekonomisine sunmak. Bu bağlamda şimdiye kadar üç seminer düzenledik ve bu seminerlerimiz devam edecek." &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;ETİKETÇİLİK HIZLA GELİŞTİ :&lt;br /&gt;
Türk etiket sanayinin gelişimi hakkında neler söylemek istersiniz?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;"Etiket sanayi Türkiye'de özellikle 1994-1998 yılları arasında çok hızlı gelişti. Bu gelişme, Türkiye pazarın daki ekonomik yükselişten kaynaklandı. Ülke, çok hızlı ambalaj değişimine gitti. Hızla gelişen dünyamız da şirketler, hızı yakalayabilmek için kendinden yapışkanlı etiketler kullanıyor. Kendinden yapışkanlı etiketi kendinden yapışkanlı olmayan etikete oranla daha avantajlı. Kendinden yapışkanlı olmayan etiket de hızla gelişmesine rağmen, kalite kaybetmesi, hijyenik olmaması ve üretim anında çok fazla etiket firesi vermesi gibi dezavantajları bulunuyor. Ülkemizde, kendinden yapışkanlı olmayan etiketlerden, kendinden yapışkanlı etiketlere geçiş de çok hızlı oldu. Bu artış oranı yıllık % 30'lara vardı. Bunun nedeni, Türkiye ekonomisine bağlı olarak, talebin artması olarak gösterilebilir."&lt;/p&gt;
</description>
 <pubDate>Tue, 19 Oct 2004 12:06:51 +0300</pubDate>
</item>
<item>
 <title>Raftaki Ürünün Tek İletişim Aracı Ambalaj (İlhan Bilge)</title>
 <link>http://www.ambalajtasarimi.com/node/7</link>
 <description>&lt;div align="justify"&gt;
&lt;em&gt;İlhan Bilge Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nu 1971 yılında bitirdi. 1978 yılında kendi tasarım atölyesini kurdu. 1994 yılından bu yana Marmara Üniversitesi’nde, 2000 yılından bu yana da Mimar Sinan Üniversitesi’nde ambalaj tasarımı dersleri veriyor. Bu usta tasarımcıyla Burcu Kayalar Yörük görüştü.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img src="/files/ilhan_bilge_photo.jpg" alt="İlhan Bilge" /&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;TURKISHTiME: Uluslararası pazarda rekabet giderek artıyor; tasarım ve markalaşmanın önemini artık üreticiler ve ihracatçılar da kavradı. Sizce dış pazarda daha fazla yer almaya hazırlanan ülkemizde, ambalaj tasarımı ikinci baharını mı yaşayacak?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;İLHAN BİLGE:&lt;/b&gt; Birinci baharını henüz yaşamadı ki! Bundan sonra yaşayacağını umalım çünkü başka seçeneğimiz yok. Bugün üreticiler yalnız dış pazarda değil, iç pazarda da endüstrileşmiş ülkelerin ürünleriyle rekabet etmek durumunda. Çünkü market raflarında, farklı ülkelerden gelmiş ürünler yan yana duruyor. Tabii biz de tasarımcılar olarak, o ülkelerin ambalaj tasarımcılarıyla rekabet halindeyiz. Çünkü yan yana görülen şeyler, çoğunlukla ürünlerden önce ambalajlardır. Özellikle reklamı yapılmayan ürünün tüketiciyle tek iletişim aracı, ambalajıdır. Öte yandan, ülkemizde sürekli hale gelen kriz ortamı, üreticileri dış pazarlara yönelmeye zorluyor. Bu ise ürünün ve ambalajın daha da zorlu bir rekabet ortamına girmesi demektir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Bir eğitimci olarak, Türkiye'de grafik tasarım eğitimini yeterli buluyor musunuz? Ambalaj tasarımına gönül vermiş bir öğrenci -böyle birisi varsa eğer-, dış pazarda rekabet edebilecek güçte ve özgünlükte tasarımlar yapmaya hazırlanabiliyor mu?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Türkiye’de iyi okullar ve iyi eğitim vermek için çabalayan hocalar var. Ama olanaklar çok yetersiz ve giderek daha da azalıyor. Yine de bu okullardan her yıl pek çok yetenekli genç mezun oluyor. Çağının dilini kavramış iyi işler üretmek isteyen, enerji dolu genç insanlar bunlar. Piyasa onların enerjilerini ve yeteneklerini değerlendirebilirse, onları kendi kalıplarına uymak zorunda bırakmazsa, önümüzdeki yıllarda market raflarında çok daha iyi ambalajlar görebiliriz. Sorunuzun ilk bölümüne dönersek; Türkiye’de grafik tasarım eğitimini yeterli bulduğum gün, öğretmenliği bırakacağım.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Ambalajın başarılı olmasında müşterinin de payı var mıdır?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tasarım, tasarımcıyla müşterisinin birlikte yaptıkları bir şeydir. İki taraf da işlerini iyi biliyorlarsa -yani ne yapacaklarını, nasılyapacaklarını ve neyi yapmayacaklarını iyi biliyorlarsa- sonuç da mutlaka iyi olacaktır. Durum bunun tersi ise, yani işlerini iyi bilmiyorlarsa, yapmamaları gereken şeyi yapacaklar, birbirlerinin işine müdahale edeceklerdir. İşine karışılan taraf da kendi bilgisinden emin olmadığı için buna karşı koyamayacaktır. Eğer genç bir tasarımcıysa, bilgisinden emin olsa da, deneyimi yetersiz olduğu için müşterisine itiraz etmeye çekinebilir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu konuda kural şudur: Tasarımı değiştirmeyin; yetersiz buluyorsanız -ya da tasarımını değiştirmenize karşı koymuyorsa- tasarımcıyı değiştirin.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yani başarılı bir ambalaj tasarımının bazı önkoşulları var. Yalnız ambalaj tasarımının değil, herhangi bir tasarımın başarılı olması için belirli önkoşullar var. Bence bunlar dört tanedir: Yeterli bilgi, yeterli zaman, yeterli bütçe ve yeterli özgürlük. İsterseniz bu önkoşulları biraz açıklayalım:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;1.&lt;/b&gt; Grafikerin, tasarıma başlamadan önce ürün hakkında her şeyi bilmesi gerekir. Özelliklerini, güçlü ve zayıf yanlarını, rakiplerini, hedef kitlesini, fiyatını; özetleyecek olursak, alıcının raftaki diğer ürünü değil de bizim ürünümüzü satın almasını sağlayacak şeyin ne olduğunu bilmelidir ki ambalaj aracılığıyla vermesi gereken doğru mesajın ne olduğuna karar verebilsin.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;2.&lt;/b&gt; Bir tasarım çalışmasının beyninizde biçimlenmesi, olgunlaşması, araştırma yapılması, fotoğraf, illüstrasyon gibi çalışmaların ısmarlanması, tasarımın tamamlanması ve kontrol edilmesi için ihtiyacınız olan süre bellidir. Bu süreden daha önce çalışmayı bitirmeniz için, yapılacak işlerin bazılarından vazgeçmeniz ya da kaba deyimle &amp;quot;şişirmeniz&amp;quot; gerekir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;3.&lt;/b&gt; İşin bütçesi, yine aynı hizmetleri etkiler. Bir ambalaj tasarımını üç saatte mi üç haftada mı yapacağınızı belirleyen şeydir bütçe. Tabii müşteri adına satın alacağınız hizmetlerin kalitesini de...&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;4.&lt;/b&gt; Özgür değilseniz iyi tasarım yapamazsınız. Tasarım özgürlüğü, canınızın istediği renk ve biçimleri canınızın istediği gibi yerleştirmek değildir. Tasarım çalışması zaten işin gerektirdiği yüzlerce unsurla sınırlanmıştır. Müşterinin verdiği işle ilgili bilgilerin içinde durmaktadır bu sınırlar. Ve tasarımcı, rakipleriyle aynı sınırlara uyarak, onlardan farklı bir sonuç elde etmeye çalışmaktadır. Bunların üzerine bir de siz sınırlar koyarsanız, onu çalışamaz hale getirirsiniz. Burada bilmeniz gereken şudur: Hiçbir tasarımcı, müşterisinin hayal ettiği işi yapamaz. Hayal etmek tasarımcının işidir ve o ancak kendi hayal ettiği işi yapabilir. Tasarımcıdan iyi verim almak istiyorsanız, bu koşulları hazırlamalısınız. Fazlasını değil; yeterli olduğu kadarını.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;Türk tasarım kimliği var mı? İtalyan, Alman, Japon tasarımlarını bir bakışta tanıyabiliyoruz, en azından birbirlerinden ayırt edebiliyoruz; sizce Türk tasarımının da bu şekilde tanınabilir olması için ne gerekli? Bilinen, aranan Türk markalarının oluşabilmesi için bu kimliğin oturmasıgerekiyor mu?&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Türk tasarım kimliğinin oluşabilmesi için, Türk tasarımcılarının, referanslarını kendi kültürlerinden almaları gerek. Oysa Türk toplumu 200 yıldır kendi kültüründen uzaklaşmaya çalışıyor. Biz de bu toplum için tasarım yapıyoruz. Gerçek şu ki; hemen hemen bütün referanslarımız batı kaynaklı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;quot;Alaturka&amp;quot; deyiminin aşağılama kabul edildiği, patlamış mısıra &amp;quot;popcorn&amp;quot; denen bir ülkede, özgün bir tasarım kimliği oluşturmak da, bunu topluma kabul ettirmek de çok zor. Önce kimliğimizin ne olduğuna karar vermemiz ve bu kimlikten memnun olmamız gerek.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Öte yandan, özgün bir kimlik sahibi değilseniz, ürettiklerinizi dünyaya satmanız da mümkün değil. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bunun için dünyaya söyleyecek sözünüz olmalı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Batılıların söylediklerini tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyorsanız, sizi kimse dinlemez ve dünya pazarlarındaki yeriniz de fasonculuktan öteye geçemez.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.turkishtime.org/agustos/94_tr_1.htm" target="_blank" title="Turkish Time"&gt;Turkish Time 'ın sitesinden alınmıştır.&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;
&lt;/div&gt;
</description>
 <pubDate>Tue, 07 Jun 2005 17:51:03 +0300</pubDate>
</item>
</channel>
</rss>
